Hamilelikte en çok merak edilen konulardan biri de sağlıklı doğumun nasıl olacağı. Uzmanlar herkesin sezeryanı tercih ettiği bir dönemde, normal doğumu tavsiye ediyor
Anne ve baba adaylarını 9 ay boyunca en çok düşündüren konuların başında doğum şeklinin nasıl olacağı gelmektedir. Normal doğumla ilgili bilgi veren Doç. Dr. Tolga Ergin’un şu açıklamaları sizi biraz olsun rahatlatacaktır:”Normal (vajinal) doğum, anne adaylarını en sıklıkla yaşanacak ağrı, sürenin uzunluğu, epizyotomi (doğumda vajina girişine yapılan kesi) bebekle ilgili doğabilecek problemler, ağrılar başladığında doktorunu bulamama veya ulaşamama yakınlarının ve arkadaşlarının doğumla ilgili olumsuz deneyimlerinden etkilenme gibi nedenlerle korkutmaktadır. Oysa unutulmaması gereken en önemli nokta, normal doğumun milyonlarca yıldır bütün memeli varlıkların soylarını devam ettirmekte kullandıkları en doğal ve fizyolojik yol olduğudur.Normal doğumun hem anne hem bebek için sezaryenle doğuma göre üstünlükleri vardır.Normal doğum sonrasında anne birkaç saat içinde normal aktivitelerini yapabilmekte, çok kısa sürede bebeğini emzirmeye başlayabilmekte, gebelik öncesi yaşantısına dönmesi çok çabuk olmaktadır.Normal doğum sonrası vücudun (özellikle karnın) eski şekline dönmesi sezaryana oranla daha kolaydır. Sezaryenle doğan bebeklere “yeni doğanın geçici takipnesi” ve “ıslak akciğer” adı verilen solunum sıkıntıları vajinal doğuma oranla 5 kat daha sık görülür. Bu tür solunum sistemi problemlerini, normal zamanından önce isteğe bağlı “elektif” sezaryen ile doğurtulan yani prematüre dünyaya getirilmiş bebeklerde sık görmekteyiz.Sezaryen ile doğum, solunum problemleri dışında genellikle bebek için risk taşımamasına karşılık, anneye, majör bir ameliyat olması itibariyle getirdiği bazı problemler mevcuttur. Bunlar, anesteziyle ve cerrahiyle ilgili komplikasyonlardır; enfeksiyon, doğum sonrası kanama ve “amnion sıvı embolisi” ve “tromboemboli” gibi durumları ne yazık ki sezaryen doğumlarda daha sıklıkla görmekteyiz
Kadın vücudu gebelik sırasında diğer zamanlardan daha fazla bakım ister. Bu dönemde bedeninize gösterdiğiniz ilgi hem sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmenizi hem de doğum sonrasında vücudunuzun eski haline kolayca dönmesini sağlar. Bu yüzden hamilelik döneminde vücut temizliğinize ve bakımınıza gerekli ilgiyi göstermelisiniz
Banyo Gebelik sırasında günlük yıkanma alışkanlık haline getirilmelidir. Çünkü bu dönemde ter bezleri normalden aşırı bir çalışma gösterir. Yıkanırken kullandığınız su 37-38 derece olmalıdır. Aşırı sıcak su sağlığınız açısından zararlıdır. Ayrıca banyo süresinin 15 dakikadan fazla olmamasına dikkat etmelisiniz. Aksi takdirde kanama geçirme riskiniz artacaktır. Banyo yaparken kapınızı hiçbir zaman kilitlemeyin. Hatta evde kimse olmadığı zamanlarda banyo yapmamaya özen gösterin. Göğüslerin bakımıHamilelik döneminde en çok dikkat ve özen gösterilmesi gereken yer göğüslerdir. Bu dönemde şişen göğüslerde çatlak oluşmaması için ılık bir duştan sonra nemlendirici kremlerle göğüslere masaj yapılmalıdır. Aksi halde göğüslerde çirkin bir görüntü oluşturan çatlaklar oluşabilir. Göğüs sarkmalarını engellemek için göğüsler günde iki defa soğuk suyla yıkanmalıdır.Kalça ve göbek bakımıKarın çizgisinin yerleşip iz bırakmasını en aza indirmek ve kalçalara gerekli özeni göstermek için bu bölgeler badem yağıyla her gün ovulmalıdır. Cilt bakımıCildin sağlıklı bir şekilde nefes alması hamilelik döneminde her zaman olduğundan daha önemlidir. Bu yüzden bu dönemde yatmadan önce makyajınızı mutlaka temizlemeli, yüzünüze ve ellerinize besleyici krem sürmelisiniz. Saç bakımıGebelik döneminde saçlara istenilen şekli vermek her zamankinden daha zor olabilir. Saçlar parlaklıklarını, canlılıklarını yitirirler. Saçların sık sık yıkanması ve saç tipine uygun bakım yapılması bu sorunu büyük ölçüde giderecektir. El ve ayak bakımıEl ve ayak tırnakları gebelik sırasında donuk bir renk alır ve kolayca kırılır. Tırnakların katmanlarının ayrılmaması için güçlendiricili parlatıcılardan kullanabilirsiniz. Tırnaklarınızı üç günde bir havalandırmalısınız. Çünkü bu dönemde oje sürmek tırnağın kurumasına neden olur. Ağız bakımıHamile kadınların tükürüklerinde bulunan ve diş minelerini etkileyen maddeler, bu dönemde diş çürümelerine sebep olur. Ayrıca dişlerin sağlamlığında rol oynayan fluor maddesi de yeterince sağlanamaz. Bu nedenle hamilelik döneminde hiçbir ağrı duyulmasa bile diş doktoruna düzenli olarak görünülmelidir. Arada sırada dişleri bir antiseptikle çalkalamak da mikropların dişlerde yuvalanmasını önleyecektir.
Bebekler sizin düşündüğünüz kadar kırılgan değildir. Dolayısı ile onu taşırken ya da gezdirirken rahat olun. En önemli konu ilk birkaç haftada boynu ve başıdır. Onlara dikkat etmelisiniz.
Bebeğinizi kucaklarken, kolunuzun kanca gibi olan şekli bebek için iyi bir pozisyondur. Kafası kolunuzun üst tarafında, vücudunun diğer kısımlarından biraz yukarıda dinlenip destek alma şansı bulur. Diğer kolunuzla yatar pozisyonda tuttuğunuzda, bu hamilelikte anne karnında bulunduğu konuma çok benzer. Bundan dolayı kendisini rahat ve güvende hisseder. Bu pozisyon ayrıca göz teması sağlar. Bu şekilde sizi konuşurken ya da gülerken izleyebilir. Omzunuzun üstünden bakabilmesi önemliBu pozisyonda bebeğinizin başı omzunuzun hemen üzerine gelecek şekilde taşırsınız. Bu şekilde o da çevresinde olup biten her şeyi görebilir. Bir kolunuzla poposunun altından tutarken diğer elinizle de sırtı ve boynundan tutarak güvenli bir şekilde taşımalısınız. Başını kontrol edebilmeye başladıktan sonra isterseniz tek kolunuzla da taşıyabilirsiniz.
Demir eksikliğine bağlı kansızlık Türkiye’de başta hamileler olmak üzere kadınları tehdit ediyor
Ülkemizde hamile kadınların yarısından fazlasında demir eksikliğine bağlı kansızlık görülüyor. Araştırmalara göre Karadeniz bölgesinde gebe 10 kadından 9′unda demir eksikliğine bağlı kansızlık görülüyor. Marmara-Ege bölgelerinde yüzde 66 olan demir eksikliği oranı Akdeniz’de yüzde 75 düzeylerinde. En büyük kayıp adet döneminde yaşanıyorCerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Engin Oral, ülkemizde hamileler başta olmak üzere demir eksikliğine bağlı kansızlığın kadınları ciddi biçimde tehdit ettiğini söylüyor. Kansızlığın gebelerde düşük kilolu bebek doğumuna, erken doğum, bebek düşükleri ve anne ölümüne yol açtığını anlatan Oral, sık gebe kalanlar, doğumda çok kan kaybedenler, çok genç yaşta gebe kalanlar ve 35 yaş üstü gebelerin başlıca risk grubunda bulunduğuna dikkat çekiyor.Doğum sonrası süt verme döneminde annelerin ilave demir almalarının gerekliliğini vurgulayan Oral, tüm kadınlarda demir kaybının en çok adet döneminde yaşandığını belirtiyor. Kadınların adet döneminde kaybettiği demir kaybını telafi edebilmesi için yaklaşık 25 günlük demir takviyesine gerek olduğuna işaret eden Oral, şu bilgileri veriyor: “Demir eksikliğine bağlı kansızlık için, daha çok rahim içi araç kullanan, adet dönemi uzun süren, miyomu, polipi olan ve adenomiyozisli (rahim içi tabakanın rahim duvarına yerleşmesi) kadınlar risk grubu oluşturur. Bu durumda demir eksikliğinin erken belirtileri olarak halsizlik, gün boyu süren yorgunluk, iştahsızlık ve çarpıntı göze çarpar. Tedavide dışarıdan alınan demir preparatlarının yanı sıra emilimi daha fazla olduğu için hayvansal gıdalar açısından zengin diyete ağırlık verilmeli.”
Emzirme, anne ile bebeğin baş başa kalabildiği, gözleri ile konuşabildiği çok özel bir süreçtir.
Bebek ile en yakın temas, emzirme ile sağlanabilmektedir. Mükemmel ve eşsiz bir besin içeriğine sahip olan anne sütü, aynı zamanda bebeğin mikrobik hastalıklardan korunmasında önemli rol oynar. Son yıllarda yapılan çalışmalar, emzirmenin bebeğin beyin gelişimini desteklediğini; obezite, diyabet gibi hastalık risklerini de azalttığını göstermektedir. Emziren annelerde doğum sonrası kanamalar daha az olmakta; meme ve yumurtalık kanseri, kemik erimesi gibi hastalıklar da daha az oranda görülmektedir. Başarılı bir emzirme süreci için doğru bir başlangıç yapılması çok önemlidir. Bebeğini besleyebilme içgüdüsü, bazen annelerde yoğun bir kaygıyı da beraberinde getirir. Bu dönemde anneye güven telkin etmek, olumsuz düşüncelerden uzaklaştırmak ve destek olmak çok önemlidir. Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hilda Çerçi Özkan, başarılı bir emzirme için annelerin gözden kaçırmaması gereken noktaları şöyle sıraladı:

Evli kadınlarla yapılan bir araştırmaya katılanların yarıdan fazlası, “gebelerin aşerdikleri her şeyi yemesi gerektiğini” belirtirken, uzmanlar ise bunun sağlığa zararlı olabileceği uyarısında bulundu
Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümran Sevil ve Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Ayten Taşpınar tarafından, evli 400 kadınla gerçekleştirilen araştırma, hamilelerde görülen aşermede de geleneksel inançların etkili olduğunu ortaya koydu.Katılımcılardan 220´si, “gebenin canı ne isterse alınıp yedirilmesi gerektiğini ve bunun sevap olduğunu” söyledi. Ayrıca kadınlar, “arzulanan yiyeceklere göre de çocuğun değişik özelliklere sahip olacağını” belirttiler. Bunlar arasında “tatlıya aşeren oğlan, ekşiye aşeren kız doğurur” ve “patates aşerenin çocuğu kötürüm”, “balık eti yenirse çocuğun ağzı açık ya da vücudu kemiksiz”, “ayvaya aşerenin çocuğunun zeki” olacağı gibi inanışlar ilk sıralarda yer aldı.Her istediğini yemeli mi?Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Doç. Dr. Sevil, hamile kadınlarda bazı besin ve besin dışı maddelere karşı dayanılmaz bir istek meydana geldiğini, bunun da psikolojik nedenlerden ya da temelde vücudun gereksindiği maddelere karşı bir belirti olarak ortaya çıktığını söyledi. Doç. Dr. Sevil, “Aşerme, tatlı ve ekşi yiyeceklere karşı olabileceği gibi kireç, toprak, kibrit, diş macunu ve nişasta gibi birbiriyle ilgisiz madde isteği de ortaya çıkabiliyor. Bu tür maddelerin yenilmesinin sağlık açısından tehlikeli olabileceği unutulmamalı. Gebenin canının istediği her şeyi değil, sağlığa zararlı olmayan maddeleri yemesine izin verilmeli” dedi.Araştırma sonuçlarının, sağlık hizmetinde çalışanların, kültürün sağlık üzerine etkilerini göz önüne alarak, hizmet götürdükleri bölgenin geleneksel inanç ve uygulamalarını belirlemelerinin ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha gösterdiğini vurgulayan Doç. Dr. Sevil, şunları kaydetti: “Bu doğrultuda, toplumun kültürel ve değer yargılarına karşı tavır almadan ılımlı bir yaklaşımla iyi ilişkiler kurulmalıdır. Kadınlarla daha iyi iletişim kurulabilmesi ve çağdaş sağlık bilgilerinin daha kolay kabul görmesi bakımından, kadınların anne-çocuk sağlığını olumsuz yönde etkilemeyecek türden geleneksel uygulamalarına saygı gösterilmelidir.”
Sinir, stres ve şişkinliklere yol açan sendrom dönemi, ” mutluluk hormonu” oluşumuna yol açan sporla daha rahat atlatılabilir
Kadınlar ve genç kızların çoğu, adet öncesi rahatsızlıklardan yakınır. Günlük aktiviteleri önleyecek boyuta ulaşan bu sıkıntılı dönemi spor yaparak daha “çekilebilir” bir hale getirebilirsiniz. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Cerrahi Tıp Bilimleri Kadın Hastalıkları ve Doğum Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yılmaz Atay, rahatsızlıkların ortadan kalkması için kadınların değişik yöntemler kullandığını, ancak uygulanan tedavilerin olumlu sonuçlar vermediğini vurgulayarak, “Sinir, stres ve vücutta şişkinliklere ve başka sağlık sorunlarına yol açan sendrom dönemi, mutluluk hormonu oluşumuna yol açan sporla daha rahat atlatabilirler” dedi. Egzersizin sadece genel sağlığı düzeltmediğini ve endorfin (mutluluk hormonu) salgıladığına da dikkat çeken Atay, günlük yapılan sporların, kadınların kendilerine daha fazla güvenmesini ve ağrılarının azalmasını sağlayacağını ifade etti. Kadınların, ağrılarını azaltmak için sağlıklarını da tehlikeye atacak yöntemlere başvurduğunu, özellikle ağrılar için her türlü ilacın tedavisini denediklerini ve adet döneminde spordan uzak durduklarına dikkati çeken Atay, şöyle devam etti: ”Adet döneminde yapılan hafif tempolu koşu veya yürüyüşün ağrıları tetiklediği yönündeki yaygın düşünce doğru değildir. Sporun dışında tedavi olarak, psikoterapi, doğum kontrol hapı ve B6 vitamini kullanılabilir. Ağrılarını azaltmak için bu ilaçların dışında kullandıklarının faydasını göremezler.” Alkol ve kafein içeren içeceklerin kullanımının rahatsızlığı artırdığını belirten Yılmaz Atay, “Çay, kola, çikolata ve kahve tüketimi, sancılara ve baş ağrılarına neden olur” dedi. Doç. Dr. Atay, insanların ortalama 7 saat uykuya ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Kadınlar, adet döneminde ve öncesi bir kaç günde daha fazla uykuya ihtiyaç duyar. Çünkü vücut daha fazla dinlenmek ister” dedi. Kadınların kendilerini iyi hissedene kadar uyuması gerektiğini ifade eden Atay, uykunun ağrıları hafifleteceğini de sözlerine ekledi.
Genellikle genetik belirti gösteren varisler nedeniyle, etek, mayo giyemeyen bir çok kadının psikolojisi bozuluyor. Varisler sadece görüntü olarak değil, kronik hale geldiğinde de hayatı zorlaştırıyor
Bacaklarda en fazla görülen hastalıkların başında gelen varisler, bir çok kadının ortak derdi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd.Doç.Dr. Mehmet Özkökeli, kadınların yaşam kalitesini bozan varisin, etek, ince çorap ve mayo giyemeyen kadınların psikolojisinin bozulmasına neden olduğunu söyledi.Yrd.Doç.Dr. Özkökeli, genellikle genetik belirti gösteren varisin, bacaklarda en fazla görülen hastalıkların başında geldiğini hatırlattı. Yrd.Doç.Dr. Mehmet Özkökeli, “Varisin yıllar içerisinde ihmal edilmesi, güç kaybına neden olabilecek kronik venöz ülserlerinin oluşumuna neden olur” dedi.Yrd.Doç.Dr. Özkökeli, bacaklarda geçmeyen yaraların oluşumuna neden olan varisin, kanı kalbe taşıyan toplardamarda oluşan tıkanıklar ve aşırı basınç nedeniyle kalbe giden kanın geriye doğru kaçması sonucu bacaklardaki yüzeysel toplardamarların genişleyerek büklümlü bir hal almasından kaynaklandığını anlattı. Yrd.Doç. Dr. Özkökeli, “Ailesinde varis olan kişilerin, mutlaka kalp damar cerrahına görünmelerinde yarar var. Variste yapılacak erken teşhis, ‘istenmeyen ülser lezyonları’ denilen kronik venöz yetmezliklerinin oluşumunu önlemiş olur” dedi.Varisin; fazla ayakta kalma, gebelik, aşırı kilo, bacaklarda önceden geçirilmiş herhangi bir damar iltihabı, doğum, aşırı sıcaklara maruz kalınması, sigara ve alkol, uzun süreli seyahat etmek, uzun süreli oturmak, sıkı pantolan ve çorap giyinmek ve spor yapılmaması durumunda ortaya çıktığını belirten Yardımcı Doç. Dr. Özkökeli, “Varis bacaklarda görüntü bozukluğu ve ödem oluşumuyla, şiddetli ağrılara, kramplara ve geçmeyen yaralara neden olur. Varis, genellikle bayanların yaşam kalitesini bozar. Etek, ince çorap ve mayo giyemeyen bayanlar psikolojik olarak da etkilenirler” dedi.Varisin, birçok tedavi şekli bulunduğunu söyleyen Yardımcı Doç.Dr. Özkökeli, şöyle konuştu:”Varis, erken teşhis durumunda genellikle ilaç tedavisi, ilerlemiş durumlarda ise cerrahi tedavi seçenekleri bulunan bir hastalık. Yeni başlamış varisler, iğne tedavisi ile de tedavi edilebilirler. Variste hastaya hangi tür tedavinin uygulanacağına, sadece kalp-damar cerrahı karar verebilir. Tedavi edilmemesi halinde bacaklarda yarattığı görüntü bozukluklarıyla yaşam kalitelerinin bozulmasına neden olur. Varis hastalarında yürüme, bisiklete binme ve yüzme gibi sporlar tedavide müsbet rol oynuyor.
Prof. Dr. Kutluk Oktay, dünyada bir ilki gerçekleştirecek. Erken menopoza girmiş bir hastaya, ikiz olmayan ancak ilik nakli sayesinde genetik yapısı benzeyen kız kardeşinden yumurta nakli yapılacakCornell Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kutluk Oktay, dünyaca tanınmasını sağlayan, kanser veya başka nedenlerle erken menopoza giren kadınlarda uyguladığı “kol ya da karın derisi altına yumurtalık dokusu nakli” çalışmalarından sonra tıp dünyasında yine adından söz ettirecek bir uygulamaya hazırlanıyor.Prof. Dr. Oktay, yılda birkaç kez hasta görmek için geldiği Türkiye’de kanser tedavisi görmüş bir hastada gerçekleştireceği yöntemle bir ilke daha imza atacak. Bugüne kadar kadının sadece kendisinden ya da genetik yapısı aynı olan ikiz kız kardeşinden yapılabilen “yumurta dokusu naklini” ikiz olmayan bir kız kardeşten yapmayı planlayan Prof. Dr. Oktay, bu çalışmasını gerçekleştirirse “dünyada ilk kez ikiz kardeşten olmayan yumurtalık nakli” ile literatüre girecek. Kanser tedavisi görmüşBugüne kadar yumurtalık naklinin genetik yapının aynı olması durumunda yapıldığını anlatan Prof. Dr. Oktay, bu nedenle kişinin kendisinden alınan dokunun dondurulduktan sonra geri verildiğini hatırlattı. Son zamanlarda genetik yapıları aynı olan ikiz kardeşler arasında da naklin yapılmaya başlandığını belirten Prof. Dr. Oktay şunları söyledi:”Ama bu nakil kardeşler arasında mümkün değildi çünkü genetik olarak farklılıklar var. Türkiye’ye bu gelişimde ilginç bir hasta gördüm. Çocukluk yaşlarında bir tür kan kanserine yakalanan bu hasta, kemik iliği nakli öncesi kemoterapi yapılmış. O dönem kemik iliğini kız kardeşinden almış. İlginç bir şekilde yüzde 99.9 genetik olarak aynı genetik yapıya sahip oldukları saptanmış. Şimdi ikisi de 30′lu yaşlarda. Kanser tedavisi gören hasta, bu tedaviler nedeniyle erken menopoza girmiş.”Kendi yumurtası gibiKemik iliği nakli yapıldığında kemik iliğini alan kişinin kan grubunun veren kişininkine dönüştüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Oktay, şöyle devam etti:”Bu kardeşler arasında da ikiz olmamalarına rağmen ikizmiş gibi bir uyum oluşmuş. Hem kan grupları aynı hem de doku grupları ve genetik yapıları. Bir yönden hasta kendi yumurtalık dokusunu kendine veriyormuş gibi olacak. Bu hastanın tek şansı, kardeşinden yumurtalık dokusunu alıp nakledebilmek.” NASIL YAPILACAK?Yumurtalık dondurulmayacak. Hastanın kız kardeşinden laparoskopi yardımıyla yumurtalık dokusu parçaları alınacak ve menopoza giren hastanın yumurtalık dokusuna ekildikten sonra yaklaşık üç ay içinde verimli hale gelecek. 
Soru: Adetlerimin düzensiz olduğunu düşünüyorum. Adet düzenini izlemek için nelere dikkat etmem gerekiyor?
Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Ümit Kaya yanıtlıyor:“Adet görmeyle ilgili düzensizliklerin ihmal edilmemesi gerekiyor. Aksi halde erken tanıyla tedavi edilebilecek birçok hastalık ilerleyebiliyor, kanser gibi erken tanısı çok önemli olan hastalıklar da atlanabiliyor.Üreme çağındaki kadınlarda görülen adet düzensizlikleri, başta hormonal bozukluklar olmak üzere miyom, polip, kist gibi iyi huylu oluşumların habercisi olabildiği gibi enfeksiyon ve kanserin de belirtisi olabiliyor.Hastalar genellikle 28-30 günde bir adet görüldüğünü belirtiliyor. Bazı kadınlarda bu düzen 1 hafta önce veya 1 hafta geç olarak görülür ki bu da normal sayılmaktadır.Adet düzenini izlemek için son adetin ilk günü ile gelecek adetin ilk günü arasındaki zaman dilimine dikkat edilmesi gerekiyor. Üreme çağında bir kadının yumurtalıkları her ay bir yumurta üretir. Eğer kadın o ay gebe kalmazsa (ki bu yaklaşık geçen adetin birinci gününden itibaren 14.-16. günler civarıdır) gebeliğe hazırlanmış rahim içi zarı adet kanaması olarak dışarı dökülür. Bu dökülme kanaması 4-5 gün sürer ve adet kanaması olarak adlandırılır. Eğer bir kadın 22 günden erken ya da 40 günden geç adet görüyorsa düzensizlikten söz edilebilir.Adet düzensizliğinin nedeninin belirlenmesinde kanamanın miktarı da büyük önem taşıyor. Adetlerin hiçbir düzeni yoksa, sürekli kanıyor veya uzun süre hiç kanamıyorsa bu durumu düzensizlik olarak değerlendirmek gerekmektedir. Miktar olarak çok az veya aşırıysa bu da bir düzensizliktir. Kanamanın çok olması 7 günden uzun süren ve gün içinde aşırı pet değişimine sebep olan, parçalar içeren adetleri kapsar. Bu tip kanamalar genellikle hastalarda kansızlığa da sebep olur. Az adet kanaması bir gün süren ve pet değiştirmeye bile gerek bırakmayan kanamalardır. Hormonal nedenlerle olabileceği gibi enfeksiyona bağlı da olabilir. Kürtaj veya bazen sezaryen ameliyatı sonrası da ortaya çıkabilir
- Hamilelikte şeker hastalığı nasıl tedavi edilir?
- Hamilelikte şeker hastalığı nasıl teşhis edilir?
- Hamilelikte şeker hastalığının belirtileri nelerdir?
- Hamilelikte şeker hastalığı nasıl meydana gelir?
- Gebelik ve şeker hastalığı:
- Hamilelikte Oluşan Çatlakları Önlemek İçin Neler Yapılabilir?
- Düşük yaptığımı nasıl anlarım?
- Tüp bebek tedavisinde psikolojik sorunlar
- Tüp bebek tedavisi kimlere yapılır
- Hamilelerde ellerde uyuşma:
- Hamilelikte kalça ağrısı:
- Hamilelikte hemoroid:
- Hamilelikte kaşıntı:
- Hamilelikte idrar kaçırma:
- Hamilelerde uyku problemleri:
- Hamilelerde nefes nefese kalma hava açlığı hissi:
- Hamilelikte cilt çatlakları:
- Hamilelerde vücutta şişme:
- Hamilelerde çarpıntı:
- Hamilelerde vajinal akıntı:
- Hamilelerde varis:
- Hamilelerde kabızlık:
- Hamilelerde cilt değişiklikleri:
- Hamilelerde bacak krampları:
- Hamilelerde mide yanmaları:
- Hamilelerde kasık ve karın ağrıları:
- Hamilelerde sırt ve bel ağrıları:
- Hamilelerde kasık ağrısı
- Lekelenme Tarzında Vajinal Kanama
- Hamile bayanlarda bulantı ve kusma
- Hamile bayanlarda Karında Şişkinlik
- Gebelerde Başağrısı ve Kendini İyi Hissetmeme:
- Hamilelerde Memelerde Büyüme ve Hassasiyet
- Gebelikte sık sık idrara çıkma
- Hamilelikte yorgunluk ve uykuya meyil
- Hamilelikte Cilt Lekeleri ve yapılması gerekenler
- Kan uyuşmazlığı nedir
- Üçlü test nedir ne işe yarar ne zaman yaptırılır
- Bebek emmiyorsa ne yapılmalı
- Anne Sütü Yeterlimi Nasıl Anlaşılır
- Anne Sütü Nasıl Çoğaltılır
- Çocuklarda demir eksikliği ve beslenme
- Bir bebek, hayatı “oyun oynayarak” öğrenir.
- Bebeklerde gaz sancısı (kolik)
- Anne Sütünün Özellikleri - Bebek ne kadar emzirilmeli?
- Bebeğinize yemek hazırlarken
- Bebeğinizi, büyütürken, dikkat, etmeniz, gerekenler
- Çocuklara yemek yedirmenin 10 yolu
- Enfeksiyona karşı, yeni doğan bebeklere fazla temas etmeyin
- Bebekler için müzik
Arşiv
Takip
