Paz

12

Çocuklarda kızamıkçık:

12 Eki 2008, 10:17 | comedy shop | henüz yorum yok

 

Kızamıkçık, damlacık enfeksiyonu yoluyla insandan insana bulaşan ve ateş, boğazağrısı ve vücutta bir kaç gün süren deri döküntülerine neden olabilen birhastalıktır. Hastalık yuva,kreş ve okul gibi kalabalık ortamlarda çok kısasürede bulaşabilmekte ve çocuklarda genellikle hafif geçirilmektedir. 

Hastalık ergenlik çağında veerişkinlerde daha ağır seyretmektedir. Birçok genç erişkinde ve büyüktekızamıkçık enfeksiyonu sırasında büyük eklemlerde ağrı ve kızarıklıkla seyredeneklem iltihapları görülür. Eklem sorunları kısa sürede geçer ancak nadirenkronikleştiği de olur.

 

Kızamıkçığın en önemli veciddi tablosu hamile bayanların kızamıkçığa yakalanması sonucunda ortayaçıkmaktadır. Hamileliğin erken dönemlerinde kızamıkçığa yakalanılırsa bebektekörlük,sağırlık,beyin gelişimi bozuklukları ve zeka geriliği ,kalpbozuklukları, hatta düşükler ve ölü doğumlar görülebilir. Bu nedenle tümkadınların hamile kalmadan önce bir kan testi ile kızamıkçık geçiripgeçirmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Eğer hastalık daha öncegeçirilmediyse tüm bayanların kızamıkçık aşısı ile aşılanmaları ve 1 aysüreyle hamile kalmamaları tavsiye edilmektedir. Aşılanan kişilerin %98 i buhastalığa karşı yaşam boyu korunmaktadırlar.


Paz

12

Çocuklarda astım hastalığı:

12 Eki 2008, 10:16 | comedy shop | henüz yorum yok

Çocuklarda da görülebilen astım hastalığı yaygın bir hastalıktır. Bu hastalığın belirtileri ve nedenleri ile ilgili sunduğumuz bilgiler umarız size faydalı olur.

Astımın Belirtileri Nelerdir?
Astım çoğu kez nefes darlığı ile kendini belli eder. Göğüste tıkanma, öksürük, hırıltılı solunum diğer rastlanan şikayetlerdir. Her hastada bunların hepsi bir arada olmayabilir ve bazen sadece öksürükle veya nefes alıp verirken hırıltı, hışırtı şeklinde bir ses şeklinde belirti verebilir.

Bu Şikayetler Mutlaka Astım Hastalığına mı Bağlıdır?
Hayır. Astım dışında da bir çok hastalığın seyri sırasında benzer yakınmalar olabilir. Şikayetlerin zaman zaman nöbetler şeklinde ortaya çıkması ve bir müddet sonra kendiliğinden veya tedaviyle tamamen düzelmesi çok tipiktir. Geceleyin, bilhassa sabaha doğru uykudan uyandıracak şekilde bu yakınmaların görülmesi astımın karakteristik özelliğidir. Yukarıda bahsedilen tetik faktörlerle nöbetlerin başladığının öğrenilmesi teşhise çok yardımcı olur. Yukarıda sayılan şikayetlerden bir yada birkaçına sahip olan ve yakınmaları uzun sürüp tekrarlayan kişilerin mutlaka astım yönünden bir uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Astımım Olduğundan Şüpheleniyorum Ne Yapmalıyım?
Astım tanısı çok zor ve zahmetli değildir. Bu konuda uzman bir hekime başvurursanız size astımınız olup olmadığını söyleyecektir. Ancak, bazı durumlarda astım teşhisi koymak biraz zaman alabilir ve bir süre hekim takibinde kalmanız gerekebilir.

Teşhis İçin Biyopsi, Kan Vermek, Endoskopi Yaptırmak Gibi Can Yakıcı İşlemler Gerekli mi?
Hayır. Astım teşhisi için canınızı yakacak hiçbir işleme gerek yoktur. Hekiminiz sizinle konuşarak, sizi muayene ederek, solunum fonksiyon testleri yaparak tanı koyabilir.

Solunum Fonksiyon Testleri Zor bir test midir?
Asla. Kişinin yapması gereken; bir ağızlık içerisinden bir derin nefes alıp, aldığı nefesi hızlı ve güçlü bir şekilde üflemesinden ibarettir. Anında sonuç veren, hasta için hiçbir zarar veya risk taşımayan, hemen her yerde uygulanabilir bir işlemdir.

Pefmetre Cihazı Ne İşe Yarar?
Pefmetre astım teşhisi, astımın ağırlığının tespiti ve tedaviye cevabın değerlendirilmesi, astım nöbetlerinin şiddetinin ölçülmesi için kullanılan basit bir cihazdır. Her astımlı hastanın bir pefmetresi olmalı ve kullanımasını hekiminden öğrenmelidir. Bu, hipertansiyonu olan hastanın evinde tansiyon aleti bulundurup kendi tansiyonun kontrol edebilmesi gibi; astımlı hastanın da kendi hastalığını izleyebilmesine imkan verir.

Allerjik Deri Testleri Yaptırmalı mıyım?
Astım her zaman allerjik bir hastalık değildir. Deri testleri ise astım tanısında değil, sadece allerjik bir deri cevabının varlığı durumunda yararlıdır. Astımı olan kişilerin testleri negatif bulunabildiği gibi, deri testleri pozitif bulunan kişilerde de astım olmayabilir. Bu nedenle bu testlerin astım tanısında yeri yoktur. Sadece tedaviye cevap vermeyen, atakları kontrol altına alınamayan astımlılarda tetik faktörlerin tespiti açısından gerek duyulduğunda yapılabilir. Yoksa gereksizdir.


Paz

12

Çocuklarda kızamık:

12 Eki 2008, 10:15 | comedy shop | henüz yorum yok

 

Kızamık her yıldünyada bir milyondan fazla çocuğun ölümüne yol açan çok ciddi bir hastalıktır.Hastalık her yaşta görülmekle birlikte özellikle küçük çocuklarda ağırseyretmekte ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Hastalık öksürük ve aksırık iledamlacık enfeksiyonu denilen şekilde insandan insana kolayca bulaşmakta ve üstsolunum yolu enfeksiyonu şeklinde başlamaktadır. Kreş,yuva ve okul gibi topluyaşanan yerlerde bulaşma daha çabuk ve sık olmaktadır. Burun akıntısı,aksırmave göz kızarması,en sık karşılaşılan ilk belirtileridir. Daha sonra yüksekateş,öksürük ve vücutta kulak arkasından başlayan kırmızı döküntüler gelişmekteve bu döküntüler baş ve yüzden ,gövde ve kollara ,oradan sırt ve bacaklarayayılım göstermektedir. 


Hastalık sırasında genelliklezatürree,kulak iltihapları ve her iki bin çocuktan birinde ise beyiniltihapları oluşabilmektedir. Hastalığın bu tür yan etkileri etkin ve uygun birşekilde tedavi edilmezse ölümcül olabilmekte ve sakatlıklara yolaçabilmektedir.


Paz

12

Çocuklarda astım ve tedavisi:

12 Eki 2008, 10:14 | comedy shop | henüz yorum yok

Astım Tedavi Edilebilir Bir Hastalık mıdır?
Evet. Astım tedavisi olan, tedaviyle tamamen kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Astım tedavisi etkin bir tedavidir ve hasta tedavi ile tamamen normal bir yaşam sürdürebilir.

 

 

Erken Teşhisin Astım İçin Bir Önemi Var mı?
Astım her hastada aynı şiddette değildir. Hafif, orta ve ağır olabilir. Hastalığın ağır formlarında tedaviye cevap vermeyen değişiklikler söz konusudur. Geri dönüşü olmayan bu patolojilerin ortaya çıkmaması için astımın zamanında teşhis edilip, uygun şekilde tedavi edilmesi önemlidir. Ayrıca tedavi edilebilir bir hastalıktan dolayı kişilerin yaşamının sınırlanmaması, verim ve performansının düşmemesi ve bazen öldürücü olabilen nöbetlere girmemesi için hastalığın biran önce teşhis edilip tedaviye başlanması en doğrusudur.

Tedavi İle Astımdan Kurtulabilir miyim?
Tedavi ile astımlıları normal yaşamlarına döndürmek mümkündür. Özellikle çocuklukta şikayetleri başlayan astımlıların bir kısmında, hastalık erişkin yaşlarda tamamen iyileşebilmektedir. Ancak daha sıklıkla, hastalar hastalıkları ile birlikte yaşamakta; kendilerine önerilen tedavi ve tavsiyelere uydukları oranda önemli bir yakınmaları olmamakla birlikte tedaviyi kestiklerinde bir süre sonra daha hafif olarak yeniden şikayetleri başlamaktadırlar. Nasıl ki yüksek tansiyonu olan bir hasta tuzsuz diyete uyup, ilaçlarını aksatmaksızın aldıkça tansiyonu yükselmemekte ancak, bunlara dikkat etmediğinde tansiyonu nasıl yükselmekteyse astımlılar için de durum benzerdir.

Astım Tedavim Ne Kadar Sürecek?
Bu soruya herkes için geçerli bir cevap vermek mümkün değildir. Tedaviyle hastalık kontrol altına alındıktan sonra tedavi yavaş yavaş, basamak şeklinde giderek azaltılır ve bazen tamamen kesilebilir. Kesildikten bir müddet sonra şikayetler yeniden başlarsa tedaviye tekrar başlanmalıdır. Bazen ise uzun yıllar, yada devamlı olarak ilaç kullanmak gerekebilir.

Astım Nasıl Tedavi Edilir?
Astım, hasta hekim ve hasta yakınlarının (anne, baba, eş ve öğretmen gibi) işbirliği ile tedavi edilebilir. Bu işbirliği olmaksızın sadece doğru ilaçların reçete edilmesiyle hastalık tedavi edilemez. Tedavi uzun sürelidir. Hasta hekimine güven duymalı, tavsiyelerine uymalı, ilaçlarını usulüne uygun şekilde kullanmalı, düzenli olarak kontrollerini yaptırmalı, sorunu olduğuna hekimine kolayca ulaşabilmelidir. Hastanın mutlaka konunun uzmanı bir hekimin kontrolünde olması gereklidir. Hastalık yok hasta vardır özdeyişi astım için daha fazla geçerlidir. Sonuç almak için astımı bildiği kadar hastasını da tanıyan, mesleğini, ev ve işyeri koşullarını, almakta olduğu tedaviyi, hastanın geçmişte yaşadıklarını, önceki tedavileri ve bunlara alınan cevapları, hastanın hangi ilaçlara hangi dozlarda ne oranda yanıt verdiğini bilen bir hekimin desteğine ihtiyaç vardır.

Hasta ve Yakınlarının Tedavideki İşbirliği Nasıl Sağlanır?
Bu hekimin hastasını eğitmesiyle elde edilebilir. Hasta eğitimi sadece hastalık hakkında bilgi vermekten ibaret olmayıp, hastanın hastalığı ile baş edebilmesi için gerekli her türlü bilgi, beceri ve cesarete sahip kılınması sürecidir. Bu süreç belirli bir zaman dilimi içinde tamamlanmış olmaz. Aksine hasta ile hekimin her görüşmesinde ilerleyen, gelişen bir olaydır.

Astımlı Hasta Hangi Konularda Eğitilmelidir?
Astım nasıl bir hastalıktır? Tetik faktörler nelerdir ve bunlardan nasıl korunulabilir? Kriz anında ne yapması gerekir? Hangi ilaçları, nasıl, hangi aralıklarla, ne kadar süreyle kullanması gerekecektir? Ne zaman kontrollere gelecektir? Ne zaman hekimini aramalıdır? Sprey ilaçları nasıl kullanacaktır? Pefmetreyi nasıl kullanacaktır? Çalışabilir mi?, Spor yapabilir mi?, Gebe kalabilir mi? Tüm bu konularda hem bilgilendirilmeli hem de uygulamalar ile beceri kazandırılmalıdır. Hastanın hastalığına rağmen normal bir yaşam sürebileceği, krizleri önleyebileceği ve tedavi edebileceği, hastalığı dolayısıyla bireysel amaçlarından vazgeçmemesi gerektiği konularında ise cesaretlendirilmelidir.

Tedavi ile Şikayetlerimin Geçmesi Yeterli midir?
Her ne kadar hastalar sadece şikayetlerinden kurtulmayı amaçlarlarsa da tedaviden amaç bundan ibaret değildir. Yakınmaları giderip hastayı rahatlatan ancak, hastalığı tedavi etmeyen, ilerlemesini durdurmayan, hastanın akciğer fonksiyonlarını normale getirmeyen ve doğal, aktif yaşamına geri döndürmeyen bir tedavi hastaya fayda değil aksine zarar vermiş olur. Çünkü yakınmaları giderdiği için hasta kendini iyi olmuş hisseder ve çare aramayı bırakır, doğru tedaviye başlamak için zaman kaybetmiş olur.

Astımımı Hangi İlaçlarla Tedavi Edebilirim?
Bu sorunuza ancak hekiminiz karar verebilir. Hatta bu sorunuzun doğru cevabını bulmak için hekiminizin sizi muayene edip bir kaç kez kontrollerde sonucu gözlemesi gerekebilir. Sizin için en uygun tedaviyi bulmak zaman alabilir. İlk muayene ve kontrolde yeterli sonuç alınmayabilir. Bir astımlı hastaya verilen tedavi sizin için yetersiz, fazla veya zararlı olabilir.


Paz

12

Çocuklarda kızıl hastalığı:

12 Eki 2008, 10:13 | comedy shop | henüz yorum yok

Kızıl, oldukça yaygın bir çocukluk hastalığıdır. Çocuğun bütün derisinde özgün bir kırmızımsı-pembe döküntü oluşturan bir çeşit hastalıktır.  Boğaz ağrısına da yol açan streptokok bakterilerinden yol açtığı kızıl, kolayca tedavi edilen bir hastalıktır.

Nedenleri,Görülme sıklığı,Risk faktörleri

Kızıla yol açan bakteri, aynı zamanda bademcik iltihabına ve birçok boğaz ağrısına da yol açan streptokoklar grubundandır. Kızıl hastalığından sorumlu olan streptokok türü boğaz ve bademciklere yayılarak, çoğalır. Bakteriler çoğalmaları sırasında toksin üretirler ve bu toksin biriktikçe, kan dolaşımı aracılığıyla bütün bedeni etkilemeye başlar. Bakteriler öksürük ve hapşırmayla, ayrıca enfeksiyonu taşıyan insanlarla temasla bulaşabilir. Bedene girmelerinden sonra, kuluçka dönemi altı gün kadar sürer.

Belirtiler

En kötü biçimiyle kızıl, çocuğun ateşinin apansız çok fazla yükselmesiyle başlar; ayrıca çocuk kızarır, boğazı ağrır, bademcikleri şişerek kızarır ve beyaz bir zarla kaplanır. İkinci gün, yüzü kırmızı bir renk alır ve döküntü bedenin her yerine yayılır. Kabarık lekeler, deriye benekli bir görünüm verir.

Başlangıçta dil beyaz ve kaba tüylü bir görünümdedir; hastalık ilerledikçe kırmızı lekelerle kaplanmaya başlar ve kızıl hastalığının niteleyici görünümü olan “çilek dil” görünümünü alır. Çocuk kendini son derece kötü ve bitkin hisseder, iştahı son derece azalır. Ama döküntü soldukça, kendini daha iyi hissetmeye başlar. Derisi ve dili normale dönmeden önce, altı hafta kadar soyulur; bununla birlikte hastalığının başladığı günden bir hafta ya da on gün sonra iyileşir.

Tedavi

Tedavide genellikle streptokokları öldüren penisilin kullanılır. Hastalığın hafif geçtiği çocuklarda bile mikropların üreme şansı kalmaması ve çocuğun enfeksiyonu başkalarına bulaştırmaması için, birkaç gün süreyle penisilin tedavisi uygulanır. Hasta çocuk yatak dinlenmesine alınır; ateşi yüksekse, düşürmek için bedenin günde birkaç kez ılık suya batırılmış süngerle silinmesi gerekir. Terleme yoluyla yitirdikleri beden sıvılarını karşılamak ve su yitimine uğramalarını önlemek için bol sıvı içirilmelidir. Sulandırılmış meyve suları içtiği sürece, iştahsızlığı karşısında herhangi bir kaygıya kapılmaya neden yoktur.

Komplikasyonlar/Riskler

Kızıl genellikle, normal evrimini tamamlayarak hiçbir soruna yol açmadan kısa sürede iyileşir. Tedaviye hemen başlanılmaması, yani streptokokların çoğalarak yayılmalarına olanak verilmesi durumunda, ortaya çıkabilecek ikinci enfeksiyonlar arasında ortakulak iltihabı, bir çeşit böbrek iltihabı ve romatizma sayılabilir. Romatizma ve böbrek iltihabı ciddi hastalıklardır.


Paz

12

Bebeklerde havale : konvulziyon

12 Eki 2008, 10:10 | comedy shop | henüz yorum yok

 

Havale terimi genellikle çocukluk çağı için kullanılır. Erişkinlerde bu bozukluk ise epilepsi olarak adlandırılır. Çırpınma, kasılma ile görülen krizler “konvulziyon (havale)” olarak ifade edilir. Bu tür belirti vermeyenlere“nöbet” denmektedir. İnsanların %4-5 ‘i yaşamları boyunca bir kez konvulziyon geçirir. En sık görüldüğü yaşlar hayatın ilk 5 yılıdır. Ani-geçici-bulgusuz konvulziyonlar veya tekrarlayıcı konvulziyonlar (epilepsi) olmak üzere 2 türdür.

1)Ani-geçici konvulziyonlar:

  • Febril(ateş nedenli) konvulziyonlar

Altı ay ile 2 yaş arasındaki bebeklerde, ateşten kaynaklanan havaleye oldukça sık rastlanır. Herhangi bir ateşlihastalık sırasında, bebek havale geçirme riski taşır. Çünkü çocuğun 6 ay – 2 yaş arasında sinir sistemi henüztamamen olgunlaşmamıştır ve çok hassastır. Havalenin tekrarlama şansı fazladır, teorik olarak, her ateş yükselişi havaleye yol açabilir. Ama ateşin çokhızlı yükselmesi en önemli faktördür. Burada aileden gelen bir eğilim de söz konusu olabilir. 

Havalenin belirtileri : Çocuk aniden sararır, bilincini kaybeder vücudu katılaşır, gözleri döner, kol ve bacaklardave yüzde sarsıntılar olur. Birkaç dakika sonra kriz biter, çocuk sesli olarak nefes alır, gevşer ve uyur. Çoğuzaman kriz, hafif bir sertleşme, birkaç sarsılma, güçsüz kalıp yere düşme, çok kısa süren bir bilinçsizlik şeklindeortaya çıkar ve havale geçirdiğini anlamak mümkün olamaz. 
Bu hafif krizlerde, gözlerin devrilmesi çocuğun bilincini kaybettiğinin kanıtıdır. Havalenin görünüşü korkuvericidir ama tehlikeli değildir. Havale geçiren bir çocuğun ateşini düşürmek gerekir. Üstündeki örtülerkaldırılmalı , 10 dakikalık bir ılık banyo yaptırılmalı, gerekirse banyo birkaç defa tekrarlanmalıdır, buz torbasıkoymak, ıslak havluya sarmak da işe yarayacak çözümler. Parasetamol veya aspirin gibi ateş düşürücüler dekullanılabilir. 
Doktor gelince eksik yapılmış bir şey varsa tamamlar, kriz atlatılmamışsa gereken ilaçları verir. Kriz geçtiktensonra, doktor çocuğu genellikle hastaneye kaldırır, çünkü bazı tahliller yapılması gerekir. 
Bu tahlillerde ateşin sebebi aranır. Çoğunlukla ateş rino farenjit veya grip gibi zararsız bir nedenden kaynaklanır ama bazen de çokciddi enfeksiyonlar sonucu ortaya çıkmış olabilir. (idrar yolu enfeksiyonu, menenjit vs)
Havale geçiren bir çocukta, bunun bir daha tekrarlanmaması için önlemler alınmalıdır. Ateşi çıktığı zaman,derhal yukarıda belirttiğimiz şekilde hareket edilmeli, ateşe karşı ilaç verilmelidir. Buna bazen Valium da ilaveedilir. (Ağızdan damla şeklinde 3 kere verilir) Doğru şekilde kullanıldığı zaman Valium tehlikesiz ve çok normalbir ilaçtır. Bu konuda doktorunuza danışabilirsiniz.
Uzun süren, şiddetli bir kriz geçiren çocuklarda , ateş çıktığı zaman alınacak tedbirler yetersiz olabilir. Doktorböyle durumlarda çocuğa 1 sene kadar sürecek bir tedavi verebilir. 
Bu 1 yaşından küçük olan ve 10-15 dakikalık krizler geçiren çocuklara veya ailesinde sara hastalığı bulunançocuklara uygulanır. 
Havale krizinin çok korkutucu olması , çocuğun hastaneye kalkmasına bile neden olması aileleri çokendişelendirir. Ama krizden sonra çocuk normal hayatına devam eder.




Ateş nedenli havalelerin sadece %4’ünde kalıcı tekrarlayıcı konvulziyonlara yani epilepsiye dönüşüm sözkonusudur. Böyle bir prognoz gösterebilecek olan ateş nedenli havalelerin ortaya çıkması için genelde şukriterler geçerlidir:

  • Ailede epilepsi bulunması
  • Daha önce geçirilmiş beyin lezyonu
  • İlk havalenin 1 yaştan önce veya 4 yaştan sonra görülmesi
  • Aynı enfeksiyon sırasında defalarca havale geçirilmesi
  • Üçten fazla havale öyküsü
  • Kalıcı EEG bulguları



 Doğumu takip eden günlerde bir çok bebek sarı ile turuncu arası bir renk alır. Bu bilinen ve beklenen bir olaydır. Bebekdoğarken beraberinde alyuvarlarla gelir, alyuvarlar kanın içindeki oksijeni akciğerlere taşırlar. Çocuk nefes alıp akciğeriaçılınca , kan devrana başlar. Bu sırada alyuvarların bir bölümü yok olur. Yok olan alyuvarlar bebeğin karaciğeri vedalağı tarafından imha edilir. Ama bazı bebekler bu kadar çok işe yaramaz ,hücreyi yok edemez. Bu karaciğerin tamoluşmamasından kaynaklanır. Bu artıklar kanda birikir ve bebek sarılığına yol açarlar. 
Bu hastalığın kısa sürede iyileşmesinde ışığın büyük önemi vardır. Bu yüzden sarılık olan bebekler beyaz veya maviışığın altına koyulurlar. 
Bazen de sarılık çocuğun karaciğerinden kaynaklanır. Karaciğer görevini yapar fakat safra kesesi karaciğerden gelen bumaddeleri bağırsaklara ulaştıramaz. Bu yüzden de bebeğin kakası çok renksiz olur. 
Hafif fizyolojik sarılık genellikle tedaviye ihtiyaç duymaz. Daha ağır olgularda ultraviyole ışığın kullanıldığı fototerapiyleetkili biçimde iyileştirilebilir. Tedavi sırasında bebekler çıplaktır ve gözleri ultraviyole ışıktan zarar görmemesi içinkapatılır.
Ayrıca deriden çok fazla miktarda su kaybı olduğu için bebeğe dışardan sıvı verilir ve beslenmesi bebek odasıylasınırlandırılır.
ANNE SÜTÜ SARILIĞI
Bir bebeğin doğumundan sonraki ilk haftadan sonra sarılık olmasının nedeni anne sütü(her ne kadar böyle birdurum anne sütüyle beslenen ve normal zamanında doğmuş 200 bebekten 1’inde meydana geliyorsa da ) ya da kan vekaraciğer hastalıklarından olabilir. 
Kan bilirubin düzeyleri meme emziren bebeklerde biberonla beslenen bebeklere kıyasla genelde daha yüksektirve uzun süre (altı hafta kadar) yüksek kalabilir. Bunun abartılı fizyolojik sarılık olduğu ve tıbbi açıdan önemli olmadığıdüşünülmektedir. Emzirmeye devam edilmesi önerilir.Emzirmeyi kesmek ve şekerli su vermek bilirubin düzeyleriniazaltmaktan çok arttırır ve süt üretimini de olumsuz etkiler.
Gerçek anne sütü kaynaklı sarılık, bebeğin yaşamının ilk haftasının sonunda bilirubin düzeyleri hızla arttığındaveya patolojik sarılığın diğer nedenleri dışlandığında akla gelmelidir.
Anne sütü sarığının nedeni bilinmemektedir. Sorumlu etkenin anne sütünde bulunan bir madde olduğudüşünüldüğünden bu tip sarılığa anne sütü sarılığı adı verilmiştir. 
Tanı, yaklaşık 36 saat süreyle anne sütü yerine mama verildiğinde bilirubin düzeylerinde görülen şaşırtıcıdüşüş ile koyulur (bu süre içinde anne memelerindeki sütü besleme zamanlarında toplamaya ve süt rezervinidoldurmaya devam eder). 
Emzirmeye başlanıldığında bilirubin düzeyleri yeniden artar, fakat önceki düzeye kadar artmaz. Birkaç haftaiçinde bu durum düzelir.
NOT: Anne sütü sarılığı olan bebeklerin bazılarında yaşamın ilk 3 gününde de yüksek bilirubin düzeyleri görülür(erken tip) 
Bilirubin düzeyinin 4. günden başlayarak giderek arttığı ve 10-15. günlerde 10-20 mg/dl ye ulaştığı tipe de geçtip anne-sütü sarılığı adı verilir.

__________________



 

 

 Yenidoğanlarda görülen sarılığın en sık nedeni fizyolojik sarılıktır.Tüm yeni doğanlarda plazma bilirubin düzeyleri erişkinlerden daha yüksektir ve yeni doğanların % 50’si hayatınilk beş gününde klinik olarak sarılıklıdır. Sarılığın bir çok nedeni olabilir.

Normal yeni doğanlarda bilirubin %4-5 mg civarındadır. 48. saatte % 10 mg’a kadar çıkabilir, ancak 7-10 gündenormal düzeylere iner. Yeni doğanların %5 ‘inde serbest bilirubin düzeyleri %15 mg’ı aşabilir. 
Serum albumini; %20-25 mg’a kadar artan bilirubin düzeylerini bağlayabilir. Ancak bu aşıldığında,serbest bilirubin kolayca beyine geçer ve bazal ganglionlara yerleşerek kerni ikterus tablosuna neden olur.
Patolojik sarılık çok daha az sıklıkla görülmektedir. Çeşitli nedenlere bağlı olabilir .Bunlardan bazıları :

Fizyolojik ve patolojik sarılık arasındaki farklar:


Paz

12

Anne sütü ile beslenme ve önemi:

12 Eki 2008, 10:02 | comedy shop | henüz yorum yok

 

Sağlık kavramı günümüzde yeni bir anlam ve şekil kazanırken bu çerçevede anne sütü ve em zirme hem ülkemizde hem de dünyada artan bir öneme sahip olmaktadır.

Anne sütü alan bebekler, hayata iyi bir baş langıç yapmış olurlar. Üst solunum yolu, ishal ler, alerjik rahatsızlıklar, otit, ve dış çürümeleri ne karşı korunmuş olurlar. Hiç bir ücret ödeme den sahip olduğumuz anne sütü anne ve bebek arasındaki iletişimi de güçlendirmektedir. Isıtma yada soğutma işlemi uygulamadan her an her yerde rahatlıkla verebileceğimiz anne sütü steri le uygun sıcaklıktadır. Maliyet açısından daha pahalı olan hazırın kullanımı anne sü tüne kıyasla zordur, üstelik sosyoekonomik ola rak geri olan toplumlarda hazır mama ve bibe ron kullanımı; kullanım önerilerine uyulmaması ve hijyen koşullarının sağlanamaması sonucu bebek sağlığınıannelerini emerek anneden bebeğe geçen antikorlar sayesinde yaşamın ilk aylarında pek çok bulaşıcı hastalı ğa karşı korunmuş olurlar. Bu ne denle anne sütü bebeğin ilk aşısı olarak kabul edilir. Bebeğin zeka sına 8 puanlık katkısı da söz konu sudur. mamalar daha olumsuz etkilemektedir.

  Bebekler sadece annelerini emerek anneden bebeğe geçen antikorlar sayesinde yaşamın ilk aylarında pek çok bulaşıcı hastalı ğa karşı korunmuş olurlar. Bu ne denle anne sütü bebeğin ilk aşısı olarak kabul edilir. Bebeğin zeka sına 8 puanlık katkısı da söz konu sudur.

Anne sütünün kadın sağlığına olumlu katkılarını da unutmamak” gerekir. Emziren annelerin ilerde meme  ve  yumurtalık   kanserine yakalanma riski düşüktür. Emzirme sayesinde gebelikte aldıkları kilolardan daha çabuk kurtu­labilirler. Çünkü emzirme esnasında kalori har carlar ve uterus kasılması da olduğu için do ğumdan sonra rahimleri daha çabuk toparlanıp eski haline gelir. Ayrıca annesini emen kız be beklerin de ilerde meme kanserine yakalanma riskinin daha düşük olduğu saptanmıştır.

Bu denli önemi olan anne sütünü ve emzir meyi önemsemeli ve emzirmeyi teşvik etmeliyiz. Emzirmenin doğumdan sonra hemen ilk yarım saatte başlaması ve emzirmenin devam ettiril mesi gerekir.

Annenin ağrılarının olması yada pozisyonu alamaması emzirme için engel değildir. Sağlık çalışanı veya hastanınbiryakını ile bu gerçekleş tirilebilir. Önceleri yatarak emziren anne kendini iyi hissettiğinde oturarak da emzirebilir. Emzirir ken annenin rahat pozisyonda olmasına özen gösterilmeli sırtına ve kolunun altına konulan bir destek anneyi rahatlatacaktır.

Bir elle bebek tutulurken,.diğer., elle meme dört parmak alttan bir parmakla üstten C şeklinde adeta bebeğe ikram edercesine tutulma lı sadece memenin ucu degıl are-oia kısmı da verilmelidir. Emzirme nin süresi 4-20 dakikaarası farklılıklar olabilir. Önsüt daha sulu, dolayısı süt ise daha yağlıdır ve bebeğin enerji ihtiyacını karşılar. Bu nedenle bebek bir memeyi uzun emmeli süt bit tikten sonra diğer memeyi emdirmeli ve bir son raki emzirmede en son bırakılan memeden baş­lamak sureti ile dönüşüm sağlanmalıdır. olmakla be raber bebekler

Her emzirmeden sonra bebeğin gazı çıkartı malı ve aspirasyon riskine karşı bebek yan yat malıdır.   Bebek’ her  istediğinde   emzirilmelidir. Ancak bebekleryeni doğan döneminde günün bü yük bölümünü uyuyarak geçirirler.  Bu nedenle uyanmamışlarsa ikinci saatin sonunda uyandın malı ve emzirilmelidir. Gece emzirmenin yapıl ması anne sütünü artırır ve bebeğin kan şekeri nin düşmemesi açısından bir gerekliliktir.

Annenin bebeğine karşı duyduğu güzel duygu lar ve kendini güvende hissetmesi oksitosin ref leksini uyararak sütü artıncı rol oynar. Korku, şüphe, kaygı annenin kendini kötü hissetmesine ve oksitosin refleksinin baskılanmasına ve sütün azalmasına neden olur. Dünyaya yeni bir canlı getirmiş olmanın sorumluluğu, hormonal deği şiklikler, hospitalizasyon, ağrı annede korku ve paniğe neden olabilir.

Emzirmeyi etkin şekilde sürdüremeyebilir ya da sürdürmek istemeyebilir. Bu nedenle sağlık çalışanları hastaya yardımcı olurken hasta yakın larını da hastaya olumlu katkıları için motive et melidir. Beslenmenin emzirme üzerinde etkisi büyüktür. Bol sıvı alınması, üç ana öğün ve üç ara öğün yapılması, günlük yediklerimize ilave olarak iki bardak süt içilmesi, yiyeceklerimizi iki katına çıkarmamak ve emziklilik döneminde rejim yapa mamak beslenmenin ana temasını oluşturur.

      Dinlenmek, stresten uzak kalmak, iyi beslen mek   anne   sütünün   artması   ancak   unutulmamalıdır ki anne sütünü artıran en önemli et ken bebeğin memeyi emmesidir. Emzirmenin sağlanması ve sürdürülmesi için anneninşvike, desteğe ve yardıma ihtiyacı vardır.

Anne sütü alan, sağlıkla beslenen bekelerle sağlıklı ve mutlu toplumlar oluşturmak dileği ile


Paz

12

Emzirme döneminde beslenme:

12 Eki 2008, 10:00 | comedy shop | henüz yorum yok

Anne sütü bebeğin sağlıklı olması, tüm besin ihtiyacını karşılaması, kolaylıkla sindirilebilir ve enfeksiyonlara karşı koruyucu olması açısından yeri doldurulamaz bir besindir. Anne sütü, doğumdan 1/2-1 saatlik süre içinde başka hiçbir besin (su dahil ) verilmeden bebeğe verilmelidir. Emzirmenin başarılı olduğunu söyleyebilmek için annenin bebeğini doğum sonrasında hemen emzirmesi ve bebeğin de zaman içinde sağlıklı olarak kilo alması gerekir. Sütün çok gelmesi için yeterli ve dengeli beslenmenin yanında annenin bebeğine karşı iyi duygular beslemesi, onunla mutlu olması, sevgi ile onu düşünmesi ona dokunması ve annenin emzirmeyi istemesi anneyi emzirmeye hazırlar.


Emzirme döneminde sıvı alınması

Emzirme döneminde su metabolizmasında artış vardır. Alınan su, süt salınmasıyla artmaktadır. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırması gerekir. Bu miktarda yaklaşık 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet meyve suları şeklinde önerilmelidir. Çay, kahve gibi içecekler süt verimini azaltmaktadır.



« Önceki Yazılar   |   Sonraki Yazılar »

Eklenen Son Yazılar
Arşiv
Takip
2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40