Sal

14

Prostat Kanseri Nedir?

14 Eki 2008, 17:07 | m-colak | henüz yorum yok

 

 

Bütün vücut dokularında hücreler kendilerini belirli bir kontrol mekanizması içerisinde yenilerler. Böylece zedelenen doku tamir edilir, yenilenir. Kontrol dışı çoğalan hücreler tümör adı verilen hücre topluluklarını oluşturur. Bazı tümörler büyümelerine karşılık köken aldıkları dokuda sınırlı kalırlar ve komşu organlara ilerlemezler. Bunlara benign (selim, iyi huylu) tümörler denir. Diğer bir kısmı ise sadece büyümekle kalmayıp komşu organlara uzanma ve onları da tahrip etme potansiyeline sahiptir. Bu tür tümörler kan ve lenf dolaşımı ile köken aldıkları yerlerden uzaktaki organlara da sıçrayabilirler. Bu tür tümörlere malign (habis, kötü huylu) tümör yada kanser denir. Kanser hücreleri köken aldıkları malign tümörden ayrılabilir, vücutta dolaşarak yeni yerleştikleri yerlerde de çoğalabilirler. Bu şekilde köken aldıkları organ dışına sıçramış ve oralarda büyümekte olan tümörlere metastaz denir.Prostat Kanserinin Nedenleri Nelerdir? Prostat kanserinin nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bazı araştırıcılar aşırı yağlı yiyecekler gibi çevresel faktörlerin etkisi olabileceğini düşünürken, bir başka grup araştırıcı prostat kanserinin genetik (kalıtsal veya ailevi) nedenlerle gelişebileceğini öne sürmektedir. Nedeni ne olursa olsun, prostat kanserinde bugün için kabul edilen en önemli risk faktörü yaşlanmadır. Prostat kanseri gelişme riski 50 yaşından sonra artmaya başlar.Sizde Prostat Kanseri Olabilir Eğer siz ya da ailenizden biri 50 yaş üzeri bir erkek ise kendiniz için yapabileceğiniz ya da o aile üyesine önerebileceğiniz en önemli şeylerden birisi prostat kanseri açısından incelenmektir. Prostat kanseri erkeklerde en sık saptanan kanserdir ve kansere bağlı ölümlerin ikinci sık nedenidir.


Sal

14

Prostat Nedir ve Nerelerde Yer Alır?

14 Eki 2008, 17:05 | m-colak | henüz yorum yok

 

 

Prostat kestane boyut ve şekillerinde bir salgı bezidir. Mesanenin altında, rektumun (makat) önünde yer alır. Prostatın tam merkezinden üretra denilen mesaneden idrarı boşaltmaya yarayan kanal yer alır. Ejekülasyon (cinsel boşalma) sırasında prostatı çevreleyen kaslar seminal sıvıyı üretraya doldurur. Seminal sıvı üretra boyunca penis ucuna kadar gelerek buradan dışarıya akar.Prostat büyürse içinden geçen üretrayı sıkıştırarak idrar akışını zorlaştırabilir hatta tamamen durdurabilir. Bu nedenle prostat kanserinin belirtilerinden birisi idrar yapmakta güçlüktür. Prostat bezinin yanından penise giden ve peniste sertleşmeyi kontrol eden bir grup sinir lifleri geçer. Ameliyat sırasında bu sinirler zedelenip sonuçta peniste sertleşme güçlüğü (impotans) gelişebilir. Son yıllarda bu ameliyat sırasında bu sinirleri koruyucu teknikler geliştirilmiştir. Ancak bu sinirleri koruyucu yöntemlerin uygulanabilmesi tümörün boyutuna ve prostat içerisindeki yerleşimine bağlıdır. Eğer radikal prostat ameliyatı size bir seçenek olarak sunulmuşsa kararınızı verirken bu olasılığı akılda tutmanızda yarar vardır. Ancak, impotans gelişse bile günümüzde bunu değişik yöntemlerle tedavi etmek mümkündür. 


Sal

14

Anal Fissur Nedir ?

14 Eki 2008, 17:03 | m-colak | henüz yorum yok

 

 

Anal fissür; anüs çıkışındaki mukozanın ; genellikle arka kenardan çatlaması veya yırtılmasıdır. İlk bir aylık dönemdeki yırtıklara AKUT ANAL FİSSÜR, daha uzun süreli ve meme yapmış yırtıklara da KRONİK ANAL FİSSÜR denir.Anal fissürün başlıca sebepleri kabızlık , doğum eylemi veya doğumdan sonraki ilk bir iki günde tuvalete çıkışın tehiri veya ihmalidir . Diğer sebepler arasında ; proktit , regional enterit veya ülseratif kolit gibi enflamatuar barsak hastalıkları da sayılabilir .Ağrıya karşı son derece duyarlı olan anal bölgedeki herhangi bir minicik çatlak , az çok ağrıya ; o da anal kaslarda spazma , yorulma ağrısına , kan dolaşımında bozulmaya , yani iskemiye yol açar . İskemi halinde ağrı daha da artar ve yara beslenmesi bozulur , iyileşme gecikir , hatta kötüleşir.


Sal

14

BASUR Nedir? Hemoroit Nedir?

14 Eki 2008, 17:02 | m-colak | henüz yorum yok

 

 

Son bağırsakta bulunan siyah kan damarlarının genişleme, şişme ve kanamalarına; halk arasında basur, tıp dilinde hemoroid denir. Başka bir hastalığın da belirtisi olabilir. Kabızlık, hamilelik, şişmanlık, soğuk yerlerde fazla oturma, alkol alışkanlığı ve son bağırsaklardaki bazı hastalıklar, basura neden olur. Basurlar iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılır. İç basur; makatın içinde meydana gelen basurlara verilen isimdir. Dış basur; makatın dışında, küçük, yuvarlak, eflatuni renkte tümörlerdir. Tedavide ilk şart, kabızlığı gidermektir.



 * Çocuğunuz gece kâbuslar görüp korkmuş olarak odanıza gelmişse; çocuğa “neden kalktın?”, “ne işin var burada?”, “yine mi korktun?” gibi suçlayıcı ve utandırıcı ifadeler kullanmamanız çok önemli. Bu durumda çocuğa şefkatle sarılmak ve sakinleştirmek atılacak ilk adım. Bu durumda onu yalnız yatmaya zorlamayın; ancak onunla beraber onun yatağında yatmayı deneyebilirsiniz. Çocuğa yanında olduğunuzu anlatan mesajlar vermek ve rahatlatıcı dokunuşlarda bulunmak, çocuğunuz uykuya dalana kadar masallar okumak işinize yarayacaktır. Burada dikkat etmeniz gereken nokta; gerekli durumlarda siz onun yatağında yatın; ancak çocuğunuz sizin yatağınızda yatmak istediğinde ona müsaade etmeyin.* Çocuğunuzun çok sevdiği bir oyuncağı ya da battaniyesi varsa onunla beraber yatmasına izin verin, bu durum çocuğun kendini daha rahat hissetmesine neden olacaktır.* Çocuğunuzun odasının uyumak için elverişli koşullara sahip olup olmadığına dikkat edin ve gereken koşulları sağlamak için özen gösterin. Uyku sırasında gürültü, ışık, oda sıcaklığı (Oda sıcaklığının 17-24 C derece olması ideal olanıdır.), uykudan önce alınan besinler, yatağın kalitesi gibi faktörlere dikkat edilmelidir.* Ayrıca çocuk odası için almanız gereken malzemeler varsa (nevresim takımı, lamba, halı…) bu alışverişi çocuğunuzla beraber yapmaya çalışın. Böylece çocuğunuzun, odasına ve yatağına daha kolay alışmasını sağlamış olursunuz.



 

 

 * Uykuya özendirmek için yatmadan önce ona bir masal anlatın. Yaşına göre odasında gece lambası yakabilirsiniz. Eğer korkuyorsa odasının kapısını hafif açık bırakabilir, yanına uykuda ona rahatsızlık vermeyecek sevdiği bir oyuncağı koyabilirsiniz. * Çocuğun yaşına göre neden erken yatması gerektiği çocukla paylaşılmalıdır. Oyun çağı ve okulöncesi çocukların günde 10-12 saat uykuya ihtiyaçları varken yetişkinlerde bu durum 6-8 saat arası olmaktadır. Bu durumu çocuğa anlayabileceği dille anlatabilirsiniz.* Öncelikle; makul bir çerçevede çocuğunuza uyku saati için belirli bir sınırlama ve değişmeyen bir uyku planı koymalısınız. Uyuma saatinin ebeveyn iradesine bağlı olduğunu unutmayın. Çocuğunuzun sizinle salonda uyuklayıncaya kadar kalmasına izin vermemelisiniz. Burada çocuk anne-babadan birinin kararlılığında bir boşluk hissederse bunu hiç çekinmeden kullanır. Önemli olan, dengeli bir yaklaşımla evde anne-baba olarak aynı dili konuşmanızdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, uyku saatine verdiğiniz önemi abartmamanızdır. Örnek olarak, çocuğunuzun yaşadığı travma veya stresli bir olay ya da ailecek paylaşılacak bir mutluluk çocuğun uyku düzenini değiştirebilir. Zaman zaman çocuğunuzun olumlu davranışlarını pekiştirmek amacıyla uyku saatinde biraz esnek davranarak geç uyumasına izin verebilirsiniz.  * Cazip bir aile ortamında siz TV’nin başında keyif çatarken çocuğunuza “Uyku saatin geldi, git yat” demek, çocuk için kabullenilmesi kolay olmayan bir durumdur. Özellikle uyku saati kavramının oluşturulmaya çalışıldığı ilk dönemlerden başlayarak, TV’nin kapatılması, kişisel ihtiyaçların giderilmesi, ortamın loş bir hale getirilmesi, uyku saatinden yarım saat önce “Biraz sonra yatma zamanın gelecek.” gibi geribildirimlerle, çocuğunuzu uykuya hazırlayabilirsiniz. Ayrıca uyku zamanına yakın bir vakitte çocuğu heyecanlandırıcı, hareketli oyunlardan da kaçınmak gerekir.* Gece uyanma ya da yatmama problemi olan çocuklar elbette geç uyanma problemi de yaşayacaktır. Bu problemi azaltmak için çocuğunuzun her zamankine oranla erken yattığı ve erken kalktığı bir günü bulmaya çalışın ve o günü mümkün olduğunca elverişli geçirin. Daha sonra gün hakkında çocuğunuzla konuşabilir ve ona “Dün erken yattığın için bugün erken kalkabildin ve biz de seninle ne kadar çok zaman geçirebildik.” diyerek onu erken yatmaya özendirebilirsiniz.


Pts

13

ÇOCUĞUNUZ NEDEN GEÇ YATMAK İSTİYOR?

13 Eki 2008, 15:12 | m-colak | henüz yorum yok

 

 

* 3-6 yaş döneminde özellikle çocuklar kurallara karşı gelerek inat davranışlarla ebeveynlerinin sınırlarını kontrol ederler. Genellikle bu test, ebeveynlerin yapılmasını istedikleri en önemli şey ne ise onun üzerine kurgulanır. Çocuk ayak direterek sizin kararlılığınızı kontrol ediyor olabilir.* Özellikle anne-baba çalışan ailelerde, çocuk ebeveynleri ile akşamları daha çok vakit geçireceğini düşünerek ilgi ihtiyacını karşılamak için eğlenceli aile ortamını bırakıp yatmak istemeyebilir.* Çocuğunuz geceleri korkudan dolayı uykuya dalmakta güçlük çekiyor olabilir. Okul çağı çocuklarında uykuya dalma güçlüğü ve uyuyamama problemleri daha çok kaygıya, stres ve korkulara bağlıdır. Bu problemler gece bir şeyden korkmaya, bir kâbusa ya da gündüz olan travmatik bir olaya veya başka bir spesifik olaya tepki olarak ortaya çıkabilir. Özellikle de boşanma, yeni kardeş, okul problemleri gibi stresli bir dönemde ebeveynlerin verdiği olumsuz tepkiler problemleri daha da kötüleştirebilir. Örneğin yeni doğan kardeş bu kaygıların bir nedeni olabilir, çocuğunuz kendisi yattığında kardeşine sizin daha çok zaman ayıracağınızı düşünerek yatmak istemeyebilir. Çocuğun yaşadığı bu tür kaygıları fark etmek çok önemlidir. Bu yönüyle ebeveynlik fedakârlık ve özverinin yanında bilgi, beceri ve emek isteyen bir sanattır.* Erken çocukluk döneminde ebeveynlerin tutum hataları nedeniyle evde düzenli bir uyku saatinin olmaması veya uyku saatine riayet edilmemesi sonucu çocukta uyku saati bilinci oluşmamıştır.


Pts

13

Çocuğum yemek yemiyor nasıl yedirebilirim?

13 Eki 2008, 15:10 | m-colak | henüz yorum yok

Yemek, doğal bir gereksinmemizdir. Çocukluk döneminde hemen hemen çoğu annenin yakındığı, dert ettiği bir konu.

 Genellikle, çocukların yemek yemek istemediği annelerin de çocuğun yeterince beslenemeyeceği endişesi ile çeşitli yöntemlerle çocuklara yemek yedirmeye çalıştığı bir kısır döngü var.Yemek konusunda baskıcı bir tutum sergilenmesi bu kısır döngüyü devam ettirmekten öteye gitmiyor. Peki yemek konusunda nasıl bir yaklaşım sergilenmeli?1 yaşından itibaren çocuğa kendisi yemesi konusunda destek olunmalı. Bu konuda bazı anneler etrafın kirlendiğinden endişe ediyor ama çocuğumuzun daha sonraki dönemde rahat yemek yemesi için bu gerekiyor. Ayrıca, kişiliğinin geliştiği bir dönemde kendi başına bir şeyler yapması da oldukça önemli.Çocuğun yemek yemesi problem olduğu zaman çözüm olarak televizyon karşısında yada başka bir şeyle oyalanırken yemek yedirmekte sağlıklı degildir. Çünkü, bu tür bir yaklaşımla çocuk yemek yeme davranışını öğrenemiyor. Bu yüzden 1 yaşından itibaren sofrada ailenin diğer fertleri ile beraber kendisinin yiyebileceği bir ortam yaratarak bu davranışını geliştirmesini sağlayabilirsiniz.Çocuk biraz daha büyüdüğü zaman tabaktaki yemek miktarı konusunda da israrcı olmamak, hatta kendisinin tabağına koyması için yönlendirmek gerekir.Bizim tabağında ki yemeği bitirmesi yönündeki israrcı tutumumuz aramızdaki iletişimi bozmaktan öteye gidemez.Bu yüzden fazla ısrarcı olmadan doyduğunu ifade ettiği zaman “peki, yeme” diyerek bu konuyu sorun haline dönüştürmemek gerekiyor.Bazı annelerin ama hiç birşey yemiyor ki kararı ona bıraktığımız zaman dediğini duyar gibi oluyorum. Ama ısrarcı tutumun da inatlaşmaya dönüştürmekten öteye gitmediğini söylemek istiyorum.Yapılan bir araştırmada; çocukların çeşitli yiyeceklerden oluşan bir ortamda (cips, şekerleme, çikolata, peynir, sebze gibi); çocukların bir süre şekerleme ve cips gibi yiyeceklere yöneldiğini ancak daha sonra diğer yiyeceklere (sebze, meyve, yemek…) yöneldikleri görülmüştür.Bu araştırma gösteriyor ki yemek yememiz biyolojik bir ihtiyaçtır ve beynimiz bu anlamda bizi yönlendirip vücudumuzun ihtiyacı olan besin konusunda uyarıyor.Sonuç olarak, yemek konusunda çocukların üstüne gitmezsek, onlara seçim ve miktar konusunda söz hakkı tanırsak, sorun haline dönüştürmez isek çocuklarımızda yemek yeme sorunu yaşanmayacağı kanısındayım.


Pts

13

Akciğer kanserinin nedenleri:

13 Eki 2008, 13:57 | m-colak | henüz yorum yok

Akciğer kanserinin en önemli nedeni sigaradır. Bunu radon ve asbest (amyant) izler. Ancak, sigara, radon ve asbestten başka da kanser riskini artıran pek çok faktör vardır. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, akciğer kanserine neden olan etkenleri anlattı. Hava Kirliliği Hava kirliliğinin de akciğer kanseri için bir risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Bunun en önemli kanıtlarından biri, akciğer kanserinin hava kirliliğinin yoğun olduğu ülkelerde ve şehirlerde daha fazla görülmesidir. Çeşitli araştırmalarda, hava kirliliğine neden olan kükürt dioksit, azot dioksit gibi maddelerin sigara dumanındaki kanserojenik maddelerin etkilerini artırdıkları saptanmıştır. Dizel egzostuna ve petrol yanma ürünlerine maruz kalan kişilerde akciğer kanseri riski yüksektir. Meslekler Akciğer kanserinin bazı meslek sahiplerinde daha fazla görüldüğü eskiden beri bilinir. Meslekleri nedeniyle uranyum, arsenik, krom, nikel, kadmiyum, alüminyum, berilyum gibi maddelerle uğraşanlarda akciğer kanseri riski yüksektir.  Arsenik Arsenik toprak doğal olarak bulunur ve buradan içme sularına karışabilir. Arsenikle kirlenmiş suların içilmesi de akciğer kanseri riskini artırır. Sigara da içilmesi riskin katlanarak artmasına neden olur. Beslenme Sigara içen ve az miktarda sebze ve meyve tüketenlerde akciğer kanseri daha sık görülmektedir. Beta-karoten Özellikle de beta karoten içeren besinlerin kansere karşı koruyuculuk özelliklerinin daha fazla olduğu saptanmıştır. Beta karoten vücutta A vitaminine dönüşerek etkili olur. Beta karoten içeren besinlerin başlıcaları, havuç, kayısı, kavun, böğürtlen, şeftali, balkabağı olmak üzere tüm sarı ve kırmızı ile yeşil renkli meyve ve sebzeler, lahana, bezelye ve patatestir. Bu maddenin ısı ve ışığa karşı duyarlı olduğu ve mikrodalga fırın dışında her türlü pişirme yöntemiyle kayba uğrayacağı unutulmamalıdır. Diğer besinler Beta karoten dışında, kısaca antioksidanlar olarak bilinen E ve C vitamini, folik asit ve selenyumun da hem akciğer ve hem de diğer kanserlere karşı koruyucu etkileri olabileceği konusunda araştırmalar vardır. Akciğer Hastalıkları Akciğerde harabiyete ve bağ dokusu artışına neden olan hastalıklar da akciğer kanseri için risk oluşturur. Bunlar içinde en önemlileri eskiden geçirilmiş olan tüberküloz (verem), zatürree ve fibrozistir. Kronik bronşiti olanlarda da kanser riski fazladır. Genetik Faktörler Akciğer kanseri genetik bir hastalık olmamakla beraber, kansere yatkınlık sağlayan bazı özellikler vardır. Mesela, sigara içenlerin hepsi değil %1-15 i akciğer kanserine yakalanmaktadır. Ayrıca, bazı ailelerde akciğer ve diğer kanserler daha sık görülebilmektedir. İzlanda da 1955-2002 yılları arasında akciğer kanseri olan 2756 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada akciğer kanserli kişilerin kardeşlerinde bu hastalığın görülme riski 3.5 misli, çocuklarında 3 misli, hala, dayı, amca, teyze, kuzen gibi yakınlarında ise 2 misli yüksek bulunmuştur. Son yıllarda yapılan araştırmalar, akciğer kanserinin ortaya çıkmasında genetik faktörlerin (onkogenler, tümör baskılayıcı genler ve DNA tamir genleri) çok önemli olabileceğini göstermektedir. 


Pts

13

Çocuğunuzun beslenme alışkanlığı:

13 Eki 2008, 13:55 | m-colak | henüz yorum yok

Britanya daki University Collage London psikologlarına göre, çocukların yemek alışkanlıklarında en büyük gösterge aileleri. Gençlerin damak tadının pek çok etkiyle değişebileceğini söyleyen uzmanlar, buna rağmen yeme alışkanlıkları üzerinde en önemli etkinin anne babadan görmek olduğunu açıkladı. Araştırma için 22 anaokulundaki öğrencilerin aileleriyle anket yapıldı. İki-altı yaşlarındaki bu çocukların üçte birinden fazlasının sağlıksız beslendiği ve bu alışkanlığı da ailesinden aldığı anlaşıldı. Ayrıca anne sütüyle beslenen bebeklerin ileride, mamayla beslenen bebeklere göre daha fazla meyve ve sebze tükettiği bildirildi. Uzmanlar, anne sütünde annenin yediklerinin aroması bulunduğunu ve bebeklerin yeni tatlara daha açık yetiştiğini söyledi. Dünya Sağlık Örgütü, obezite, kanser, kalp ve diyabet gibi hastalıklara karşı günde beş porsiyon meyve ve sebze öneriyor.



« Önceki Yazılar   |   Sonraki Yazılar »

Eklenen Son Yazılar
Arşiv
Takip
2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40