Paz
12
12 Eki 2008, 15:54 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Vahibe: Hibe eden, bağışlayan.
- Vahide: Tek yalnızca bir tane.
- Varide: Gelen, erişen - Söylenti.
- Vedia: Korunması için bırakılan emanet.
- Verda: Gül.
- Vildan: Yeni doğmuş çocuklar.
- Vira: Durmadan, aralıksız, sürekli.
Paz
12
12 Eki 2008, 15:54 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Ülkü: Amaç, ideal.
- Ümran: 1.Bayındırlık. 2.Uygarlık, medeniyet. 3.İlerleme, mutluluk, refah.
- Ünzile: Gönderilmiş.
- Üzgü: Yersiz ve gereksiz olarak çektirilen üzüntü, eziyet.
Paz
12
12 Eki 2008, 15:52 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Ubeyde: Tanrının kölesi.
- Uğurgül: Uğurlu gül.
- Uhde: Birinin yapmakla yükümlü olduğu iş, görev.
- Ulya: En yüce, en ulu, yüksek.
- Umay: Devlet kuÅŸu .
- Uzel: Usta, becerikli.
Paz
12
12 Eki 2008, 15:52 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Taçnur: Mutluluk.
- Tahire: Gündoğusundan esen rüzgar.
- Taibe: Tövbe eden, pişmanlık duyan.
- Talha: Güzellik.
- Talia: Güzel, şirin.
- Taliha: Rastlantıları düzenlediğine ve insanlara iyi veya kötü durumlar hazırladığına inanılan doğa üstü güç, şans, felek.
- Tanseli: Åžafak vakti gelen sel.
- Tansu: Göğüsle ilgili.
- Tanyel: Katıksız, arı - Seçilmiş.
- Tanyeli: Tan vakti esen rüzgar.
- Tara: Sahur zamanı doğan kız çocuğuna verilen ad.
- Tayyibe: 1. İyi davranış. 2. Yatıştırıcı, hoşa giden söz.
- Tenay: Uygun, yakışan - Yetkili olan - Dine uygun hareket eden.
- Tendü: Öz, asıl.
- Tennur: Yüksek, ulu.
- Tijen: Taç, taçlar.
- Tilbe: Put - Güzel kadın.
- Tuba: 1. Cennette bulunduğun inanılan büyük ağaç. 2. Güzellik, iyilik. 3. Rahat.
- Tuğçe: Küçük tuğ.
- Tülay: Ayın ince ışığı.
- Tülin: Ayın çevresinde görülen ışık halkası.
- Tulü: Doğuş, doğma (güneş için) anlamında.
- Tünay: Gece ve ay.
- Türkan: 1.Kraliçe. 2.Güzel kız
- Türkü: Yankı, ses.
Paz
12
12 Eki 2008, 15:51 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Şafak: Gündoğumundan önceki aydınlık.
- Şahane: Tam anlamıyla güzel.
- Åžahika: Zirve, doruk.
- Şanal: Ünlen, ünün yayılsın.
- Şayeste: Uygun, layık.
- Şaylan: Övünen, gururlu, neşeli.
- Şaziye: Sevinç, gönül ferahlığı.
- Şebnem: Su damlacığı, çiy.
- Şefika: Acıyan, esirgeyen.
- Şehnaz: Çok nazlı, Türk müziğinde bir makam.
- Şehrazat: Özgür.
- Åžehriban: Åžehrin ileri geleni.
- Şelale: Çağlayanın büyüğü.
- Şenay: Ayın parlaklığı, güzelliği.
- Şengül: Güleryüzlü.
- Şeniz: Mutlu, sevindiren iz, hatıra.
- Åžennur: NeÅŸeli, nurlu.
Paz
12
12 Eki 2008, 15:51 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Saba: Gündoğusundan esen hafif ve tatlı rüzgar. Türk müziğinde bir makam.
- Sabah: Günün ağarmasıyla başlayan ilk saatler.
- Sahra: Kır, ova, çöl.
- Saliha: Yararlı, iyi, elverişli.
- Sanal: Sanlı ol, ünlen.
- Sanem: Çok güzel kadın; Put.
- Sara: Halis, saf, katkısız.
- Sare: Olmak, oldu; Cemaat, topluluk; İhtiyaç, susuzluk.
- Saye: Gölge; Koruma, yardım, sahip çıkma.
- Saygın: Sayılan, sevilen.
- Sayıl: Her zaman saygı gör.
- Sebla: Uzun kirpikli göz.
- Seçil: Beğeni, sevgi, üstünlük gösterilen.
- Seda: Ses; Doğa veya bir engele çarpıp geri dönen ses, yankı.
- Sedef: Midye ve istiridye gibi deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan pırıltılı, beyaz, sert bir madde; Bu maddeden yapılmış veya bu madde ile süslenmiş.
- Seden: Uyanık, tetikte; Gözü açık olmak.
- Segah: Doğu müziğinin makamlarından.
- Seher: Tan ağartısı.
- Sel: Taşkın su.
- Selda: Bir söğüt cinsi.
- Selen: Haber, Müjde.
- Selin: Gür akan su.
- Selinti: Ufak sel.
- Selis: Akıcı söz.
- Selma: Barış içinde, huzur, erinç.
- Selmin: Barış ve sevgi duygusuyla dolu olan.
- Selva: Amerika’da Amazon, Afrika’da Nijer ırmakları gibi ekvator bölgesinde büyük suların geçtiÄŸi havzalarda bulunan geniÅŸ ve balta girmemiÅŸ ormanlara verilen ad.
- Selvi: İnce uzun ağaç.
- Sema: Gökyüzü; Göç.
- Semanur: Nurlu gökyüzü.
- Semen: Yasemin çiçeği. Semizlik.
- Semin: Değerli, pahalı; Semizlik.
- Semiramis: Babil’in Asma Bahçeleri’ni kurduran Asur kraliçesi.
- Semra: Esmer kadın.
- Sena: Övmek, methetmek; Şimşek parıltısı; Yücelik, yükseklik; Aydınlık; Bir ot adi.
- Senahan: Metheden, alkışlayan, öven.
- Senar: Yar, aşık, seven insan.
- Senay: Ay gibi güzelsin.
- Senem: Kars dolaylarında kadın ve erkeklerin karşılıklı olarak oynadıkları bir halk dansı; Arapça’da put; Arapça’da kendine tapılacak kadar güzel olan kadın, sevgili, güzel.
- Sera: Varlıklı olmak, zengin olmak; Şarkı söyleyen; Yer, toprak; Ok yapımında kullanılan bir ağaç.
- Serap: Çorak yerlerde, çölde, sıcak ve ışığın etkisiyle, ileride, yakında ya da ufukta su veya yeşillik var gibi görünmesi olayı.
- Seray: Ay gibi güzel.
- Seren: Gemi direÄŸi.
- Serpil: Gelişmek, büyümek.
- Serpin: YaÄŸmur.
- Serra: Rahatlık, kolaylık.
- Sertab: İnatçı anlamında.
- Seval: Severek al anlamında.
- Sevda: Vurgunluk, tutkunluk, aÅŸk; Heves, arzu, kuvvetli istek.
- Sevdem: Sevginin en son demi.
- Seven: Bir başkasına sevgi duyan.
- Sevgi: İnsanı bir şeye ya da bir kişiye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu.
- Sevgül: Gül gibi sevilen.
- Sevil: Her zaman sevilen biri ol.
- Sevim: Sevmek eylemi; Bir kişi ya da bir şeyde bulunan o kişi ya da şeyi başkalarına sevdiren özellik.
- Sevinç: İstenilen şeyin olmasıyla duyulan coşku.
- Sevtap: Tapılacak kadar çok sevilen.
- Seylan: Sel, akma, akış.
- Seyyal: Akıcı, akışkan.
- Sezen: Hisseden, sezgili.
- Sezgi: Sezmek eyleminden sezgi; Sezme yeteneÄŸi.
- Sezin: Sezinleme işi, sezme. Duygulu,anlayışlı.
- Sibel: Henüz yere düşmemiÅŸ yaÄŸmur damlası (Fransızca “si belle”: öylesine güzel anlamında).
- Sıla: Bir süre ayrı kaldığı bir yere veya yakınlarına kavuşmak; Doğup büyüdüğü ve özlediği yer; Bahşiş, hediye; Bağ.
- Sim: Gümüş gibi parlak ve beyaz.
- Sima: Yüz, çehre.
- Simge: Anlamı olan harf, bitki gibi işaretler.
- Simirina: İzmir’in eski adı. Aynı zamanda Amazon savaşçılarının kraliçesinin adı.
- Sinem: Yüreğim, çok sevdiğim.
- Sitare: Yıldız.
- Soneda: Nazlı olmaması temenni edilen.
- Songüz: Kasım ayının halk arasındaki adı.
- Sonyaz: Sonbahar.
- Su: Canlıların yaşaması için en gerekli olan kokusu, rengi olmayan sıvı.
- Süheyla: Yumuşak ve iyi huylu,mütevazı kadın.
- Sumru: Bir şeyin yüksek yeri, tepesi.
- Suna: Boylu, poslu, yakışıklı. Yaban ördeği.
- Sündüs: Ham ipek, ipekli.
- Surperi: Peri güzeli.
- Süsen: Nisan-Haziran dönemlerinde açan güzel kokulu bir çiçek.
- Suzan: Yakan, yakıcı.
Paz
12
12 Eki 2008, 15:50 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Rabia: Dördüncü.
- Rahşan: Parlayan, parlak, aydınlık,ışıltı.
- Rana: İyi, güzel, yumuşak, hoş.
- Ravza: Sulu, su yatağı yer; Bahçe.
- Rebia: Bahar.
- Renan: Çok ses çıkaran, çınlayan.
- Rengin: Boyalı, renkli; Hoş, latif ve güzel.
- Revan: Yürüyen, giden; akan, akıp giden. Ruh, can.
- Reyhan: Yaprakları güzel kokan bir süs bitkisi, fesleğen.
- Rezzan: Ağırbaşlı, onurlu.
- Rima: DiÅŸi ceylan yavrusu.
- Rosa: Gül rengi,pembe kırmızı arası bir renk.
- Rüçhan: Üstünlük.
- Ruhan: Güzel kokulu.
- Ruhsar: Yanak, yüz, güzel yüz.
- Ruhşen: Neşeli,canlı.
- Ruhugül: Gül kadar temiz bir ruha sahip olan.
- Rukiye: Büyü, sihir.
- Rüya: Düş; Gerçekleşmesi imkansız durum, hayal; Gerçekleşmesi beklenen şey, umut.
Paz
12
12 Eki 2008, 15:48 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Pamira: Orta Asya’da bir yayla
- Papatya: Baharda çiçek açan bir kır bitkisi.
- Parla: Parlamak eyleminden parla, ışık saç; Başarılı ol, ünün sanın artsın; Güzel ol, güzel görünüşlü ol.
- Pelin: Acı ve güzel kokulu bir bitki.
- Pelinsu: Pelin+Su, hem pelin hem su anlamında.
- Perçem: Kahkül.
- Peri: Cisimleri çok latif ve görünmez olan hoş yaratık; Güzel insan, güzel kimse.
- Perran: Uçan, uçucu.
- Pervin: Ülker yıldızı.
- Petek: Arıların bal topladıkları balmumu yuvacıkları.
- Peyda: Belli, açık, ortaya çıkmak, oluşmak.
- Pınar: Büyük su kaynağı.
- Pırıltı: Pırıldayan şeyin çıkardığı ışık.
Paz
12
12 Eki 2008, 15:48 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Ödül: Armağan.
- Ödün: Kendini yücelt. Zaman. Kez, defa.
- Önay: Yeni çıkmış ay.
- Öngül: Direnen, inatçı, Kılavuz, Öncü, teşvik eden.
- Örgün: Türlü ve düzenli parçalardan oluşan.
- Övgü: Övme, övmek için söylenen söz.
- Övgün: Övülmüş, övülen kişi.
- Övünç: Övünmeye yol açan ya da hak kazandıran şey, kıvanç, sevinç, övünç.
- Öykü: Hikaye, ayrıntılarıyla anlatılan olay.
- Özben: Bireyin kendi varlığı; Gerçek ben anlamında.
- Özde: Kişinin kendi içinde, özünde, canda olan.
- Özge: Yabancı, İyi,güzel. Cana yakın, şakacı. Yürekli, gözü pek.
- Özgen: Başına buyruk. Rahat. Özü geniş. Kuzu kulağı otunun filizi.
- Özgül: Gerçek gül, benim gülüm anlamında.
- Özlem: Bir şeye karşı duyulan istek, bir kimseyi ya da bir şeyi görme, kavuşma isteği; Hasret.
- Özlen: Görme isteği uyandır, kavuşma isteği ver, seni özlesinler.
- Öznil: Nil gibi verimli.
- Öznur: Özü ışıklı, aydınlık.
- Özsu: Besleyici su, besisuyu, bitkilerin dokularında bulunan su.
- Özten: Güzel tenli.
- Özün: Şiir, Hak edilmiş ün.
Paz
12
12 Eki 2008, 15:47 | comedy shop |
henüz yorum yok
- Oksal: Ok at; Oka iliÅŸkin.
- Okşan: Sevil, şefkat gör.
- Olca: Ganimet, bolluk.
- Olcay: Mutlu, ongun; Rastlantıları düzenlediÄŸi ve böylece de insanlara iyi ya da kötü durumlar hazırladÄ